Kahvaltı, evde aile üyeleriyle birlikte, sakin ve keyifli bir ritüel olarak gerçekleştirilmesi tavsiye edilmekle birlikte, buna fırsat bulamayan çocuklar için okulda, her sabah 9.00-9.30 saatleri arasında bir araya gelinerek yapılır. Bu süreç, çocukların yalnızca fiziksel ihtiyaçlarını karşılamakla kalmaz; aynı zamanda birlikte bir sofra etrafında toplanarak sosyal ve duygusal bağların güçlendiği, güne sıcak bir başlangıç yapılan bir ritüel haline gelir.
Öğretmenler, kahvaltı için ortamı özenle hazırlar; çocukların tüm materyallere ve malzemelere kolaylıkla ulaşabileceği, düzenli ve estetik bir alan oluştururlar. Çocuklar, kahvaltı hazırlıklarına aktif olarak katılırlar. Masaya örtü serme, çiçek yerleştirme, peçeteleri ve ekmek sepetini koyma gibi görevler, onların sorumluluk ve estetik duyularını geliştirecek şekilde organize edilir. Her çocuk, servis arabasından kendi tabağını ve bardağını alır, kahvaltısını yaptıktan sonra tabaklarını sudan geçirir ve kullandığı malzemeleri tekrar servis arabasına bırakır. Kahvaltı sona erdiğinde, servis arabası hep birlikte mutfağa taşınır.
Bu tür düzenlemeler, çocukların ritim duygusunu pekiştirirken, kendi kendine yeterliliklerini ve topluluk içinde sorumluluk üstlenme becerilerini geliştirir. Birlikte bir sofra etrafında buluşmak, yalnızca beslenme motivasyonunu artırmakla kalmaz; aynı zamanda çocukların güne duygusal olarak dengeli ve huzurlu bir başlangıç yapmalarını sağlar.
Bu düzenleme, alternatif eğitimin temel prensiplerinden olan ritim, estetik ve topluluk bilincini desteklerken, çocukların bireysel ve sosyal gelişimlerine katkıda bulunmayı hedefler.
Öğretmenler günlük akışta çocuklarla birlikte süreci yaşar, onların ritimlerine eşlik eder. “Şimdi bunu yapıyoruz” veya “Şu saatte şu yapılacak” gibi komutlar yerine, öğretmenler doğal bir şekilde kendi eylemleriyle bir rehberlik sunar. Örneğin, “Ben bir minder alıp halıya geçiyorum” diyen ya da bir şarkı eşliğinde halıya geçen öğretmeni gören çocuklar, bu davranışı doğal bir şekilde takip ederler. Bu yaklaşım, çocuğun içsel ritimlerini zorlamadan, onların sürece bağlanmasını kolaylaştırır.
Selamlaşma, günün hep birlikte başladığı, çocukların birbirini ve öğretmenlerini içtenlikle karşıladığı, heyecanla bekledikleri bir ritüeldir. Her çocuk, o anda kendini ifade edebileceği bir alana sahip olur. Öğretmen, bu özel anı başlatmak için kışın bir mum yakar, baharda bir çiçek alır. Mumun alevi, çiçeğin renkleri dikkatleri toplayan hem ruhsal hem de fiziksel olarak topluluğu bir araya getiren bir simgedir.
Öğretmen, elindeki nesneyi yanındaki çocuğa uzatarak şu sözleri söyler: “Bugün burada olduğun için çok mutluyum.” Nesne elden ele yavaşça dolaşır. Çocuklar, bu ifadeyi tekrar edebilecekleri gibi, sessizce uzatmayı da tercih edebilirler. Bu durumda öğretmen, durumu olduğu gibi kabul eder ve normalleştirir. Ritüelin sonunda, mumun ulaştığı çocuk yavaşça mumu üfleyerek söndürür ve ortadaki yerine koyar.
Bu ritüel, klasik sistemlerdeki toplu ve mekanik selamlaşmalardan farklıdır. “Nasılsınız?” sorusuna hep bir ağızdan “İyiyiz” şeklindeki yanıtlar, bireyselliği göz ardı eder ve grup içinde kaybolma hissi yaratabilir. Yuvamızda ise her çocuk, göz temasıyla özel olarak görülür ve bireysel varlığına değer verildiğini hisseder. Bu, çocuğun “ben” duygusunu güçlendirir ve gelişimini destekler.
Ardından, ritmi güçlendiren beden vurmalı bir “Günaydın” şarkısı söylenir. Bu şarkı, dönemsel olarak değişebilir ve çocukların farklı dönemlere özgü ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde uyarlanır. Çemberde her gün, 3 çocuk anlatmak istediklerini paylaşır. Çocukların birbirlerini dinlemeleri teşvik edilir, ancak tüm çocukların uzun süre dikkatlerini odaklamasının mümkün olmayacağı göz önünde bulundurulur. Bu durumda, anlatmak isteyen başka bir çocuk varsa, öğretmen ona, sohbet masasında kendisini dinleyeceğini söyleyerek süreci destekler.
Selamlaşma ritüelinin ardından, öğretmen dolaylı bir rehberlik yöntemiyle bir sonraki an’a geçiş yapar. Örneğin, “Ben minderimi kaldırıp …x… çalışmayı yapacağım ve ya oyuna geçebiliriz” diyerek, çocukları yumuşak bir şekilde yönlendirir. Bu sayede, çocuklar kendilerini baskı altında hissetmeden, doğal bir şekilde akışa geçerler.
Bu düzenleme, alternatif eğitimin temel değerlerinden olan bireysellik, ritim, topluluk bilinci ve çocuğun bütünsel ihtiyaçlarının gözetilmesi ilkelerini yansıtır. Ritüellerin, çocuğun ruhsal ve duygusal dünyasını besleyen bir deneyim olması hedeflenir.
Gerçek malzemelerden oluşmuş materyal çalışmaları temelde çocuğun öz kontrol, özyeterlilik, çevre ile uyum içinde kalarak günlük yaşam becerilerini geliştirmeyi hedeflemektedir. Müfredatta yer alan kavramlar gerçek materyaller üzerinden çalışma imkânı sunularak edinilir.
Çocuklar bu işler aracılığıyla yetişkinleri taklit edebilme olanağı bulurlar ve taklit erken çocukluk yaşlarında en önemli dürtülerden birisidir. Bu alan aracılığı ile çocuklar koordinasyonlarını mükemmelleştirecek aktivitelerle iç içedirler. Konsantrasyon süreleri uzamaya başlar, kurallı sıralamayı takip etmeyi öğrenirler, yeni bir çalışmaya geçmeden ellerindekini bitirip yerine koyarak doğru çalışma alışkanlığı kazanırlar. Bir süreç takibi ile başlama, sürdürme ve bitirme eylemlerini gerçekleştirirler.
Çocuklara göre özel olarak tasarlanmış çevresel özellikler sorumluluk alma ve yerine getirme bilinci kazandırmaya yardımcı olur. Bu alan bilişsel gelişimin alt başlıklarından olan dikkat, hafıza, sabır gibi önemli konularda etkin rol almaktadır.
Montessori sınıflarında öğrenme ortamı beş temel alana ayrılarak çocukların gelişimsel ihtiyaçlarına uygun şekilde düzenlenir.
Montessori materyalleri ile oluşturulan öğrenme ortamı, çocukların gelişim ihtiyaçlarını desteklemek üzere beş temel alana ayrılır. Günlük Yaşam Alanı, özellikle okula yeni başlayan çocuklar için ev ve okul arasında tanıdık bir köprü kurar.
Bu alanda kaşıklama, süpürme, parlatma, bağlama gibi gerçek yaşamdan alınmış etkinliklerle çocuklar, hem bağımsızlık kazanır hem de koordinasyon ve dikkat geliştirme fırsatı bulurlar. Kullanılan materyaller gerçek nesnelerden oluşur; örneğin, aktarma etkinliğinde cam sürahi ya da metal kaşık tercih edilir.
Etkinlikler öğretmen tarafından sakin bir beden diliyle sunulur; çocuk yardım talep edene kadar öğretmen yalnızca gözlemci rolündedir.
Çocuklar, dünyayı renk, ses, tat, doku gibi duyularla keşfeder. Duyu materyalleri, bu duyusal izlenimleri sınıflandırmalarına ve anlamlandırmalarına yardımcı olur.
Çocuklar; uzunluk, derinlik, yumuşaklık gibi kavramlarla deneyim yoluyla tanışır. Öğretmen bu kavramları adlandırmaz; çocuk, deneyimleriyle bilgiye ulaşır. Örneğin kırmızı çubuklarla oynayan bir çocuk, uzunluk kavramını beden belleği aracılığıyla içselleştirir.
Duyu çalışmaları sayesinde çocukların çevresine olan ilgisi artar. Sümbül ya da ballı baba gibi bitkilerle yapılan etkinlikler, bu varlıklarla kurdukları ilişkiyi derinleştirir. Koku çalışmalarından sonra yemek kokularına olan duyarlılıkları gelişir.
Bu alan, çocukların keşfetme isteğini desteklerken çevreye karşı duyarlılıklarını da artırır. Montessori yaklaşımı, çocuklara dünyayı ezberlemek yerine duyularla tanıma fırsatı sunar.
Bu alanda kaşıklama, süpürme, parlatma, bağlama gibi gerçek yaşamdan alınmış etkinliklerle çocuklar, hem bağımsızlık kazanır hem de koordinasyon ve dikkat geliştirme fırsatı bulurlar. Kullanılan materyaller gerçek nesnelerden oluşur; örneğin, aktarma etkinliğinde cam sürahi ya da metal kaşık tercih edilir.
Etkinlikler öğretmen tarafından sakin bir beden diliyle sunulur; çocuk yardım talep edene kadar öğretmen yalnızca gözlemci rolündedir.
Kozmik çalışmalar, çocuğun yaşadığı çevreden yola çıkarak dünyayı ve evreni anlamasını amaçlar. Hava, su, toprak ve ateş gibi temel elementler üzerinden doğa ile kurulan ilişki, farklı disiplinlerle bütünleştirilerek sunulur.
Bu alanda biyoloji, tarih, coğrafya, fizik, matematik gibi konular birbirinden bağımsız değil; ilişkisel bir şekilde ele alınır. Örneğin denizle ilgili bir çalışmada, boğazların oluşumu, orada yaşayan canlılar ve coğrafi etkiler bir arada değerlendirilir.
Bilgi parçalı şekilde aktarılmaz; bütüncül sunulur. Böylece çocuklar hem neden-sonuç ilişkisi kurmayı hem de merak duygusunu canlı tutmayı öğrenir. Öğrenme, çocuğun dünyayı kendi içinde anlamlandırma sürecidir.
Montessori’de matematik somuttan soyuta doğru yapılandırılır. Sayılar ve işlemler önce gerçek materyallerle keşfedilir, sonra sembollere geçilir.
Yuvada 1 veya 2 yıl geçiren, günlük yaşam, duyu, kozmik alanda yeteri kadar çalışmış çocukların gerekçelendirme ve tahmin yürütme becerileri gelişmiştir. Matematik çalışmaları hareketle desteklenir; materyaller masa ya da halı arasında taşınırken fiziksel gelişim de desteklenmiş olur.
Matematik yaşamın bir parçasıdır; sadece ayrı bir ders olarak değil, tüm etkinliklerde bir düşünme biçimi olarak yer alır.
Yedi yaş öncesi dönemde bol hareket ve oyun çocukların konuşma ve düşünme becerilerine temel oluşturur. Bu dönemde sesleri ayırt etme, konuşma, anlatma, kelime hazinesi oluşturma gibi ön koşullar desteklenir.
Sanat, çocuğun benliğini ifade ettiği en özgür alanlardan biridir. Çocuklar resim yapar, dans eder, dokuma yapar, keser, biçer; tüm bu etkinliklerle duygu ve düşüncelerini dışa vurur.
Yetişkinler çocukların resimlerine müdahale etmez, yorum yapmaz. “Ne çizdin?”, “Harika olmuş” gibi dıştan onay cümleleri kullanılmaz.
Amaç iç motivasyonun korunmasıdır. Sanat açık uçludur; karalama da sanattır. Her çocuk kendi yaratımını kendi dünyasından getirir.
Sınıfın bir köşesinde yer alan bu alan, çocukların arkadaşlarıyla bitki çayı demleyip sağlıklı atıştırmalıklarla paylaşım yapabilecekleri özel bir alandır. Paylaşım ve iletişim becerilerini geliştirir.
Çocuk bazen hiçbir şey yapmak istemeyebilir. Bu alanda çocuk, sessizce sallanan koltukta oturabilir, kitap inceleyebilir ve kendi iç dünyasına dönebilir.
Çocukların mutfakta bağımsız hareket edebilmesi için planlanan projelerde yemek hazırlama, mayalama gibi gerçek deneyimler yer alır.
Bu deneyimler çocuklara “kendime yetebilirim” duygusunu kazandırır. Kendi yaptığı yemeğe saygı duyar, emeğin değerini öğrenir.
Tıpkı kahvaltıda olduğu gibi, çocuklar öğle yemeğinde de hazırlık ve temizlik sürecine katılır. Her çocuk tabağına kendi servis yapar. Bu süreçte özyönetim ve sorumluluk gelişir.
Masallar çocukların hayal gücünü, değerler dünyasını ve yön bulma becerilerini geliştirir.
Montessori yaklaşımında aynı kitabı tekrar tekrar okumak değerlidir. Yeni hikâyelerden çok, içselleştirme süreci önemlidir. Masallar anlatılırken çocuk kendi imgelerini oluşturur, hazır imgeler sunulmaz.
Açık uçlu materyallerle (kumaş, taş, ahşap, kozalak vb.) oynanan serbest oyunlar, çocuğun yaratıcı dünyasını keşfetmesine olanak tanır.
Bu süre, öğretmenin çocuğu gözlemleyerek psiko-sosyal gelişimini takip etmesi açısından da çok kıymetlidir.
Her gün, hava koşulları ne olursa olsun açık havada zaman geçirilir. Yapılandırılmış oyuncaklar yerine doğal malzemeler kullanılır.
Geleneksel oyunlar, çocukların bedenlerini ve ilişkilerini geliştirmesi için önemlidir. “Kötü hava yoktur, uygun kıyafet vardır” anlayışı benimsenir.
Yaratıcı drama, orff çalışmaları, geleneksel oyunlar ve basit kurallı grup etkinlikleri yapılır.
Bazen bir fikir haftalarca sürdürülür. Grup çalışmaları hem sosyal becerileri hem ritmik farkındalığı destekler.
Saat 15.00 civarında yapılan bu öğün, çocukların hazırlık aşamasına katıldığı bir beslenme zamanıdır.
Menülerin haftalık olarak tekrar etmesi, çocukların ritim duygusunu destekler. Her gün farklı yemek sunma anlayışı yerine tanıdık düzenin güveni ön plandadır.
Gün sonuna gelindiğinde çocuk hâlâ bir etkinlikle meşgul olabilir. Öğretmen onları rahatsız etmeden halıya davet eder. Katılanlarla birlikte günü değerlendirir, ertesi gün hakkında konuşur.
Gün birlikte başladığı gibi birlikte tamamlanır.
Aşağıdaki butona tıklayarak iletişim sayfasındaki bilgiler aracılığıyla bize ulaşabilirsiniz
